Hasan Sabbah ve Haşhaşiler Hakkında İlginç Bilgiler

Hasan Sabbah ve haşhaşileri tarihte çok önemli yer tutmaktadır. Tam adı Hassan-i Sabbah olan Hasan Sabbah’ın Arapça’da anılma şekli El-Hasan Nin Eṣ-Sabbāḥ’tır. 1050 yılında Fars topraklarında doğmuştur. On iki imam Şiiliğinin merkezi olan Kum’da dünyaya gelmiştir. Babası ise Kufe’den Kum’a göçen bir on iki imamcıdır. Aslen Yemen kökenlidir ve bazı rivayetlere göre Kadim Himyer Krallığının soyundan gelmektedir. Dini yönden olan eğitimini Rey şehrinde almıştır.

Alamut Kalesinin Alınması

Hasan Sabbah deyince akla Alamut kalesi, Alamut kalesi deyince ise Hasan Sabbah akla gelmektedir. Alamut kalesi, Hasan Sabbah tarafından 3000 altın dinar ödenerek Zeydi Mehdi Alevi isimli birisinden satın alınmıştır. Ödemeyi İsmaili Tarikatı’na gönül veren bir Selçuklu subayı yapmıştır. Bu subayın adının “Muzaffer Reis” olduğu rivayet edilmektedir. Kale bazı kaynaklarda belirtilenin aksine kan dökülmeden fetih olmadan para karşılığı el değiştirerek Hasan Sabbah’a geçmiştir.

Hasan Sabbah kaleyi aldıktan ve yerleştikten sonra 34 yıl boyunca bu kaleden hiçbir şekilde dışarı çıkmamıştır. Bazı rivayetlere göre ise Alamut kalesindeki kendi odasından bile sadece bir kez dışarı çıkmıştır.

Büyük Selçuklu, Abbasi ve Eyyubilere Yönelik Mücadelesi

Hasan Sabbah, Alamut’a yerleşir yerleşmez Büyük Selçuklu Devleti, Abbasi Halifeliği ve Eyyubi Sultanlığı’na karşı mücadeleye başlamıştır. Verdiği bu mücadeleleri tarihte bir ilki yaparak suikastçi yetiştirerek yapıştır. Dünya siyasi hayatına suikastçi (assassin) olgusunu Hasan Sabbah yerleştirmiştir. Bu suikastçilerinin en büyük olayı Nizamülmülk’ü öldürmesidir.

Nizamülmülk’ün Öldürülmesi

Hasan Sabbah ve haşhaşileri Türk tarihinin en önemli baş vezirlerinden olan Nizamülmülk’ü kendi politikalarına karşı olduğu için öldürmüştür. Bu icraatleri tarihte yaptıkları onca suikast ve icraatlerinden en büyüğü olarak sayılmaktadır.

Selahaddin Eyyubi’ye Tehdit

Hasan Sabbah kendisi ve haşhaşilerine tehdit oluşturmaya çalışan Selahaddin Eyyubi’ye öyle bir ders vermiştir ki, Selahaddin Eyyubi ve Eyyubi devleti hiçbir şekilde bir daha Hasan Sabbah’a ve haşhaşilerine karışmamıştır. Bu olay ise şöyle rivayet edilmektedir.

Hasan Sabbah görüşmesi için bir fedaisini Selahaddin Eyyubi’nin huzuruna gönderir. Fedai, Selahaddin’e baş başa görüşmeleri gerektiğini söyler ve odadaki herkesin çıkarılmasını ister. Fedainin üzeri arandıktan sonra bu isteği yapılır. Ancak Selahaddin’in arkasındaki iki koruması çıkmaz. Bunu gören fedai “bunlar neden çıkmıyor” deyince, Selahaddin “onlar benim evladım gibidir. Onlar çıksa da çıkmasa da bir şey değişmez. Onlar ne işittiğini aklında tutar ne gördüğünü” der. Bunun üzerine fedai “sen bunlara çok mu güveniyorsun?” der. Selahaddin ise “hayatta en çok güvendiğim iki insan onlardır.” der. Fedai ise “o halde onlara benim kellemi almalarını emret der.” Selahaddin ise “tek kelimem yeter ama şu an bunun için burada değilsin.” der. Fedai ısrar eder ve Selahaddin fedainin kellesini almaları için emir verir. Ancak iki askerde emre itaat etmez. Bunun üzerine Selahaddin sinirlenir. Fedai Selahaddin’e “peki ben onlara senin kelleni almalarını emretsem ne olur?” der. Selahaddin askerlere döner bakar ve elleri kılıçlarında fedaiden çıkacak bir emri beklemektedirler. Selahaddin Eyyubi’ye daha sonra çeşitli doneler daha verilir. En güvenilir yeri yatak odasında yanındaki çekmecenin üzerine saplanmış hançer görür. Bunun üzerine Selahaddin Eyyubi Haşhaşiler ile olan husumetini sonlandırır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir